İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gangs Of Newyork/Newyork Çeteleri(2002)
Martin Scorsese

Hayır evlat, kan bıçakta kalmalı, bir gün anlarsın!- Rahip Vallon-Kurgusal karakter-Gangs of Newyork

DİKKAT SPOILER!!!!

Bu filmi bir “intikam” filmi olarak tanımlayanlar olabilir. Eser bunun ötesindedir: bir anımsama çağrısıdır: “Uygar” Amerika’ya açık çağrı:

Anımsa, sokaklarda doğdun!

Film, resmi tarihin üstünü örtmeye çalıştığı(kedi….örter gibi!) geçmişi gözler önüne serer, alternatif tarih anlatısıdır. Tabii drama dili ile belgesel dili ile değil!

Scorsese’nin bu Magnum Opus’unun 10 dalda aday olmasına rağmen , tek bir Oscar heykelciği bile almamasına hiç de şaşırtıcı değildir ve bu “heykel alamayış” filmi taçlandırır.

Filmin toplumsal ve siyasal dönüm noktaları tarihsel anlamda doğru, kişiler, gruplar ve mikro olaylar kurgusal, ya da anakronik. Aslolan tarihsel materyalizm çerçevesinde sağlam bir izlek ve çözümleme sunmuş olması.

19. yüzyıl Newyork’unun pek tehlikeli bilinen “5 points” isimli varoş bölgesindeyiz. Asli unsur olduğunu sanan/iddia eden, kendine “Yerliler” ismini veren bir grup var. Yerliler aşireti üyeleri Amerika doğumlu.
Bir de kente yeni gelen İrlanda’lılar var. 1845-1849 arasında yaşanan Büyük Kıtlık”tan kaçan İrlandalılar o tarihten beri umuda koşuyor. Newyork limanına gemiler sürekli göçmen yığıyor. Tabii ki kendinden önce gelenleri izleyerek onların yerleştiği varoşlara yerleşiyor yeni gelenler de. 5 Points’in İrlanda’lı göçmenlerinin oluşturduğu aşiretin/çetenin adı “Ölü Tavşanlar”. Yerliler İrlandalıları kovalamak istiyor, “Ölü Tavşanlar öncülüğünde İralandalılar direniyor, vahşi bir oyunun kurallarını öğrenerek!

Yerlilerin lideri “Kasap Bill” lakaplı William Cutting, Ölü Tavşanların Lideri ise Rahip Valloon.
Filmin ilk sahnelerinde İrlandalıların Hadesvâri labirentlerden ellerinde kesici aletlerle diğer grupla kavga etmek üzere yürürken görüyoruz. Labirentler meşalelerle aydınlatılmış.

Kavga çok geçmeden patlar! Çok sert ve vahşi olacaktır. Epik bir kavgadır bir yandan: Varoşların Truva Savaşı!
Öyle ki, liderlerden birisi Hector, diğeri Achilles diye düşünebilirsiniz bir an. Dövüş sahnelerinde Orson Welles’in “Chimes at Midnight “ filminin savaş sahnelerinden esinlenilmiş. Liderlerin birbirlerinine meydan okuyuşları (challenge), iki tarafın acımasızca kapışması çok benzeşik. Tabii sokak dövüşün kendi kuralları var. Silahlar ise bıçak, kasatura, tuğla….
Atlar zırhlar da yok ama olsun, toplu dövüş ve savaşın ruhu aynı ve ikisi de şiddetin estetiği çerçevesinde görselleştirilmiş. Dövüşü gladyatörce diye de niteleyebilirsiniz.

Dövüşte Rahip Vallon Kasap Bill tarafından yenilerek yere serilir, küçük oğlu koşacaktır babanın kanlı bedenine.
Bill küçük oğlanın gözleri önünde öldürücü bıçak darbesini vuracaktır. Kanlı bıçağı cesedin göğsüne bırakır. Karşıya geçerken lazım olur der. Styx’i imâ etmektedir.

Tüm burunlar ve kulaklar ganimet sayılır der, ama bu beden öteki tarafa tek parça geçecek.

Öldürdüğü Vallon -içten içe hayranlık duyduğu o kahraman- olmadan eksiktir. Bu hali ile zamanının
Joker’i dir sanki. Filmin çok sonraki sahnelerinde öğreniriz ki, geçmişte Valloon Bill’in yüzünü gözünü dağıtmış ama öldürmemiştir. O suratla topluluk içine çıkıp mahçup olsun diye. Bill kavga sonrasında gözünü kaldırıp Valloon’ bakamaz. Sonra, o bakamayan gözü kendisi oyup, kağıda sarıp, Vallon’a gönderecektir. Yerine cam taktırır, gözbebeği yerinde cam şeklinde kartal vardır artık, hani o Amerika’nın resmi mühürü olan kartal!

Bill’in Vallon tarafından geçmişte dağıtılıp, tekrar toplanması bende Joker imajını pekiştirdi. Tabii konu Dionisos’a kadar uzanır, titanlar tarafından parçalandıktan sonra yeniden doğan Dionisos! (Filmin sountrack parçalarından birisinin isminin Dionysos olması raslantı olmamalı-Jocelyn Pook imzalı. Parça “Eyes Wide Shut” için yapılmış ama bu filmde kullanılmış.) Her yıl Vallon’un anısına tören yapar Kasap Bill, resmini baş köşede muhafaza eder.

Babasının ölümünden sonra , annesi de olmayan babasının anısına tutku ile bağlı olan çocuk yetimhaneye verilecek, oradan 16 sene sonra genç bir adam olarak çıkacaktır.. İnançlı bir Katolik olarak yetiştirilmeye/islah edilmeye çalışılmıştır ama çıkar çıkmaz elindeki İncil’i köprüden suya atmasından pek de” islah” olmadığını anlarız. Tek tutkusu intikamdır ve onaltı yıl bouyunca bunun için kendini bilemiştir.

Scorsese’in karakterleri Üç Kuruşluk Opera’dan fırlamış gibi karakterlerdir hep. Çocuk fahişeler, takıntılı taksi şöförleri, yumruklanmış boksörler, suça bulaşmış polisler…. Karşıt diskurun temsicisidir, Scorsese, resmi söylemin karşısında durur. Gangs Of Newyork’ta böylesi Brechtvâri karakterlerden bolca var. Yankesici kadınlar, fahişeler, bahisçiler, ahlaksız polisler, ahlaksız politikacılar, hırsızlar, katiller……. Bu karakterler biraz da Dickensvâri özellikler taşırlar. Protagonistlerden Amsterdam ( Rahip Valloon’un oğlu) size Oliver Twist’i çağrıştırıacak. Zaten, varoşların- sanayi devriminin ürünü bu toplumsal yapının- en önemli yazarıdır Dickens ve onun izleri olmadan edebiyata konu olamaz kenar mahalle hayatı. Arakçılar’da da Dickens izleri yok muydu?

Semtte hepsi birbiri ile kavgalı itfaiye grupları var. Bizim tulumbacıları andıran, şaşırtıcı biçimde.

Oğul Vallon asıl kimliğini gizler, kendisini Amsterdam diye tanıtır. Çocukluk arkadaşının yardımıyla başında Kasap Bill’in olduğu mahalle çetesine katılır. Bill’e yaklaşarak babasının intikamını almaktır amacı. Bill’in gözüne de girer, güvenini sağlar. Biri oğulsuz biri babasızdır, Oğul Valloon’un Bill’e karşı ikili duygularını hissettirir film size.
O da soygunlara katılmakta, Bill’ e haraç vermektedir. Bill ona bildiklerini öğretir, neyi bilir en çok? Kasaplığı tabii! Askıda bir domuzu kesip biçerken insan bedeninin domuz bedenine ne çok benzediğini anlatır mesela… Bıçağın bedenin neresine saplanması gerektiğini domuz bedeni üzerinde anlatır. Sonra, korkuyu yenme biçimi olarak korku salmayı. İşte, kendisini tiyatrodaki suikast teşebbüsünden kurtardıktan sonra güveninin pekiştiği delikanlıya iç döküşü:

“Bu kadar uzun süre nasıl hayattakalabildim biliyor musun?
Bunca yıl?
Korku.
Korkunç gösteriler sahneleyerek.
Biri benden çallarsa,
ellerini keserim.
Beni rencide ederse,
dilini keserim.
Bana kafa tutarsa, kafasını kesipbir mızrağa geçiririm…
ve sokaklardaki herkes görebilsindiye olabildiğince yükseğe kaldırırım.
işlerin yolunda gitmesiniişte bu sağlar.
Korku.”

Kasap Bill’i oynayan Daniel Day Lewis’in soluğunuz kesilerek izleyeceğiniz bir performans sergilediğini söyleyeyim. Beni en etkileyen sahnelerden birisi, Butchers Apprentice- Kasabın Çırağı sahnesi. Tiyatro sahnesinde bıçaklarla yaptığı çok tehlikeli bir gösteri bu. Oğul Valoon’un asıl kimliğini de öğrenmişti Bill, suikastten onu kendisi öldürmek için kurtardığını da. Şimdi delikanlının sevgilisi olan geçmişte 12 yaşında sokaktan kurtardığı bir dönem diğer bir çok 5 pointsli kadın gibi koynuna aldığı, karnındaki bebeği keserek çıkarttırdıktıktan sonra bedeninde yara izi olduğu için sevişmekten vazgeçtiği Cameron Diaz’ı kıl payı geçen, hatta son atışın yanağını yaladığı, bıçak atışları gösterisi: içinde bıçak atmada olduğu kadar kinayede de ustalık içeren, yüreğinizi ağzınıza getiren gösteri. Oğul Vallon’a hem gözdağıdır bu şov, hem de biraz sonra başına geleceklerin önsemesi.

Cameron Diaz da muhteşem oynamış. Bu kadar özgür ruhlu bir yankesici kadını 16 yaşında ana/baba evini terkedip kendi başına buyruk yaşayacak kadar cesur bir kadının: Cameron Diaz’ın oynaması çok hoş bir seçim olmuş, kendi özgür ruhunu Jenny Everdeane karakterinde dışavurmuş Diaz. Bahsettiğim bıçaklı gösteri sahnesinde sanatının doruğunda. Bu sahnede iki oyuncunun olduğu kadar Scorcese’nin illüzyonist seviyesindeki yönetiminin ve dijital müdahelelerinin payı var kuşkusuz. Yönetmenin bravatası. Bravo diyelim!

Bu iki oyuncunun ardından, baba Valloon’u oynayan Liam Neeson ve oğul Vallon/Amsterdam’ı oynayan Leonardo Di Caprio başta olmak üzere tüm diğer oyuncuların performansları şapka çıkartılası, alkış tutulası….

Çin Tiyatrosu sahnesi, bir de Lincoln kılığındaki oyuncuyu sahnede çürük meyve yağmuruna tuttukları sahne de unutulmazlardan. Gerçek hayatta da Lincoln tiyatroda öldürülür: oyunculardan birisi tarafından, locada. Lincoln düşmanı bir karakteri oynayan Daniel Day Lewis’in başka bir filmde de Lincoln’u canlandırması oyunculuk hayatının cilvelerinden. Tabii ki o rolün de hakkını vermişti aktör.
Kişiler, diyaloglar ve spesifik bazı olaylar kurgusal ya da anakronik olabilirler, ancak Scorcese’nin analitik yaklaşımı büyük resmi görmemizi sağlar, bugünkü Amerikanın ve sınıflarının şekillenişini.

Bu kanlı sokak çeteleri, düzenin kurumları( polis, siyasiler, kilise…) ile simbiyotik ilişki içindedirler ve Amerikan demokrasisi dediğimiz düzen bu karmaşık ilişkiler ağı üzerine temellendirilmiştir.
Toplumsal sınıfların şekillenmesi ve devletin yapılanması hikayesi…Terör sokakta olduğu gibi devletin içinde de vardır: maskelidir. Yoksullarla yoksullar kapışırsa görmezden gelinir, hatta bazen istenir ve desteklenir yoksulların öfkesi zenginlere gelince, orda dur tabi!
Filmde ne diyordu bir siyasetçi?

“yoksulların bir kısmını diğer yarısını öldürmek için tutabilirsiniz”

Filmde bir siyasetçi asayiş için bir kaç kişinin idamının iyi olacağına karar veriyor, isimleri de Bill’den istiyor. Şöyle orta karar suç işleyenlerden olsun diyor. İdamlar limanda halkın gözü önünde infaz ediliyor. Amsterdam anlatıcı olarak şöyle bir not düşüyor:
“sabah adam asılır, akşam dans edilirdi”

Bir dans partisinde Jenny, temsili olarak kraliçe seçiliyor, eline bir ayna veriliyor, beyler geçerken aynadan bakarak kiminle dans edeceğini seçiyor güzel kadın. Amsterdam’ı seçiyor o da. Aralarındaki cinsel çekim daha yolda çarpışarak ilk karşılaştıkları sahneden itibaren hissedilir durumdaydı zaten. Zaman zaman çatıştılar, zaman zaman yakınlaştılar ama sonunda aşka yakalandılar. İngilizce’de aşık olmanın kelimesi kelimesine karşılığı aşka düşmek. Aşk bir tuzak mıdır? Belki de!

Filmde Master Juba’nın adım dansının sergilendiği hoş bir sahne var. Zenci adımları ve İrlanda dansı…

1863 yılındaki 5 gün süren kanlı kalkışmaya yol açan nedenlerin başında zorunlu askerlik yasası geliyordu. 300 USD verenin muaf olduğu zorunlu askerlik! Filmde dış ses olan oğul Vallon “300 dolar” bizim için milyonlar kadar büyük bir rakamdı diyordu.

Çarpıcı sahnelerden birisi de Newyork Limanında bir yandan askere alınanların gemiler binmesi bir yandan da yanaşan gemilerden halatlarla tabutların indirilmesi idi.

Bir köpeğin önüne çuval dolusu fare dökülerek, kaç tanesini parçalayacağı üzerine ya da boks maçı üzerine bahis tutulan sahneler. Boks şehirde yasaklanınca, deniz üzerinde bir platformda yaparlar boks maçlarını: şehrin sınırlarının dışı oluyormuş!

Sonuçta 1863 yılındaki ayaklanmada
“Zengin Çocukları gitsin ölsün” diye bağıran yoksullar zengin evlerini yağma edeceklerdir.

Başlangıçta çığlıkları sınıfsal öfkenin dışavurumu iken,

“Zengin adamın savaşı, fakir adamın dövüşü”
“Bugün fabrikalar kapalı, işe gitmiyoruz”
“İşte 300 dolarlık bir adam”

Kısa sürede mücadele inişe geçiyor, ırkçılık ön plana geçiyor sınıf mücadelesi, sınıf içi kavgaya geriliyor. Beyazlar siyahlara hatta yeterince beyaz olmayanlara karşı. Siyahlar, dayak yiyor, linç ediliyor yakılıyor. Gerçek yaşamda Zencilerin Harlem’e kaymalarını bu olaylar tetiklemiştir.

Filmin başında olduğu gibi finalinde de yerliler ve İrlandalı göçmenler sokak kavgası yapacak, kavgaya devlet güçleri müdahale edecek, ortalık kan gölüne dönecektir. Bill’e öldürücü son bıçak darbesini oğul Valloon vurur.
Bill bir anlamda baba ikamesi olmuştur ve bu ödipal ilişki oğulun ikame babayı ondan öğrendiği biçimde öldürmesi ile nihayet bulur, korkuyu ondan öğrendiği biçimde yenmesi ile…
Bill’in gözkapakları düşerken Amerikanın kartal mührü örtülür.Bir sahnede sokakta beliren sonra kayboluveren fil şaşırtır sizi. Neyi anlatıyor olmalı? Bir fil o şehre/semte ne kadar yabancı ise yeni gelen göçmen de o kadar yabancıdır, o kadar ait değildir oraya! Belki çok daha farklı yorumlanabilir.

Filmin finalinde time-lapse ile Brooklyn’in değişimi gösterilir. Time lapse’in daha ilk anlarında Brooklyn köprüsü dahil olur görüntüye, sonra gökdelenler yükselir yavaş yavaş. Film ikiz kulelerin yıkılmasından iki yıl sonra yapılmasına rağmen, varmış gibi onlarda muhafaza olur görüntüde. Film bitti ama benim gözümde bitmedi, o köprünün altında çekilen bir çok filmden bir çok görüntü film şeridi gibi akıp gitti zihnimden.

Filmde hem Bill hem Vallon protoganist, filmin antogonisti yok, tabii bence. Bill antogonist olarak da yorumlanabilir. Ya da belki protaganist 5 Points semtidir, antogonist de devlet olur o vakit. Yok yok o da değil, simbiyoz/ortakyaşarlık suç çetesi devlet ilişkisi. Amerikada yani 😜

Dört günlük kalkışma sonlanır, yedi gün sonra şehir tamamen teslim olur.

Dış ses:

“Dostumuz ya da düşmanımız.
Artık hiçbir önemi kalmamıştı
Şehir tamamen teslim olana kadarkaç New Yorklunun öldüğünü
asla öğrenemedik.
Babam bana hepimizin adam öldürme tutkusuyla
ve çileyle doğduğumuzu söylemişti.
Bizim harika kentimiz de
aynen babamın dediği gibiydi.
O öfkeli günlerde yaşayıp ölen
bizler için ise bildiğimiz her şey.
en hafif ifadeyle
silinip süpürüldü
Ve onlar, kenti tekrar kurmak için
ne yaparsa yapsınlar,
bundan sonrası için
bizlerin bir zamanlar burada
yaşadığını hiç kimse bilmeyecek gibiydi.

Evet, yaşamlar “rüzgar gibi geçmişti”
Facebook’da üye olduğum bir sayfa var: “Newyork Adventure Club” Pandemi sürecinde Newyork şehri üzerine online seminerler düzenlemeye başladılar. Bilet karşılığında şehre ilişkin sunumlar yapıyorlar. Ben “ Five Point: NYC’in en tehlikeli bilinen 19. yy varoşu “ isimli online semineri izledim. Sunumda Gangs of Newyork’un semtin tarihsel gerçeklerini isabetli biçimde yansıttığını söylüyordu, şimdiye dek izlemeyi ıskaladığım filmi izlemem bu sunumdan sonra oldu. Yirminci yy. ‘da semti yeniden yapılandırmışlar, idari binalar, parklar…O meydan kavgalarının olduğu Paradise Meydanı’nın adı şimdi Paradise Park imiş.Sunumdan çektiğim bazı görselleri ekledim. Devletlerin özünü inkarlarıdır semtlerin kentlerin üstünü örtmesi.

Film Roma’da ünlü Cincinetti stüdyolarında çekilmiş. Şu bahsettiğim fil gerçek fil değil, dijital efektmiş. George Lucas’ın fikri.

Scorcese bir sahnede cameo olarak var. Hangi sahne olduğunu ağzımdan alamazsınız!

Filmin müzik performansı için sözün bittiği yerdeyim!

“Gangs Of Newyork” Netflix’te var, mutlaka izlemenizi öneriyorum. Kan görmeye tahammülünüz varsa tabii.

Bahsettiğim 5 Points sunumundan bazı görseller:
https://photos.app.goo.gl/yHx4tkGwwCKotNRk6

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.