İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Duvara Karşı /Gegen Die Wand/Head On(2004) Yönetmen: Fatih Akın

2004 yılında Alman/Türk yönetmen Fatih Akın’ın “Duvara Karşı” filmi Berlin Film Festivali’nde “Altın Ayı” ödülü kazandı. Film Alman Türk ortak yapımı idi. 1964 yılında Susuz Yaz’ın aldığı ödülden sonra bize Altın Ayı getiren ilk film oldu Duvara Karşı. 2010 yılında Semih Kaplanoğlu’nun Bal filmi de bize aynı ödülü getirdi.
Duvara Karşı filmin aldığı ödül, bizim için olduğu kadar hatta daha çok Almanlar için önemliydi, yaklaşık yirmi yıldan beri ilk kez bir Alman filmi Altın Ayı ödülü kazanıyordu. Dahası, tek kültür odaklı milliyetçilerin inadına çok kültürlü/melez kültürlü bir film Alman sinemasının kendini yeniden tanımlamasının başlangıcına vesile oluyordu ikinci/üçüncü kuşak göçmenlerin gene ikinci/üçüncü kuşak bireyleri anlatan bu hikâyesi.

Cahit aptallaşacak, doktora siz kafayı yemişsiniz cevabını verecek ama Sibel’e yardım etmesinde kulağının bir köşesinde bu sözün kalmış olması da etken olacaktır büyük olasılıkla.

Kız isteme ritüeli ve düğün tam bir komedidir. Düğünde iki arada bir derede gizli gizli uyuşturucu çekerler, sonra bir oynamaları vardır ki, bitersiniz. Görünürde normal bir gelin damat oyunudur da , aslında bizim ikilinin kafaları iyidir. Oooo döktürürler!

Müslümanlığın kadına dayattığı cinsel yaşamın tam zıttıdır Sibel’in yaşadığı ve onun seks hayatını simgesel olarak dindar-ataerkil kültürün çözülmesi olarak yorumlayabilirsiniz. Düğün gecesi bile barda tanıştığı bir başka adamla sevişir, üzerinde gelinliği ile gider adama. Cahitle de eğlenmektedirler, birlikte küfürlü sohbetler eder, bira içer uyuşturucu kullanırlar.

Derken romantik komedilerin klasik şablonu işlemeye başlar, kadın evi düzene sokar, Türk yemekleri yaparak, dolmalı, kavun/peynirli rakı sofraları hazırlar, sevişirler ama bir noktada durmaları ister Sibel, sonuna kadar giderlerse gerçekten karı/koca olmuşlar gibi hissetmekten korkmaktadır. Tam bildiğimiz şablonunun devamını izleyeceğiz derken tam, Fatih Akın bizi ters köşeye yatırır: bir anda işe kan karışır: Niko’yu öldürür Cahit. Niko Sibel’le tek gecelik ilişki yaşamış Yunan gençtir. Bir barda sözleri ile Cahit’i kışkırtır(Sibel artık yüz vermemektedir) Cahit’ kıskançlık duygusu ile Niko’ya sigara tablası ile vurur, gayriihtiyari uyguladığı şiddet hiç planlamamış olsa da Niko’nun ölümüne neden olur. Cahit hapise, Siebl İstanbul’a. Sibel Cahit’i bırakmayı hiç istemese de, ailenin namus cinayetinden kaçmak zorundadır. Bir seferinde zor kaçıp kurtulur.

İstanbul’da Selma Abla dediği bir akrabasının yanına gider, Selma The Marmara’da yöneticidir. Ona housekeeperlik işi ayarlar. Bizim kız sıkıya gelemez. Taksim’in arka sokaklarında uyuşturucu arar, ona uyuşturucu sağlayan bir adamın yanına yerleşir. Kısa süre içinde tecavüze uğrar, valizi eline verilip sokağa salınır. Sokakta serserilerin tacizini yaşar, erkek Fatma gibi mücadele etmeye kalkınca şiddet görür, yüzü gözü dağılıncaya kadar dayak yer. Adamlar Sibel’i öldü sanıp sokak ortasında bırakıp kaçarlar. Sibel ölmeyecek, hayatını düzene koyacak, bir sevgili edinerek, ondan bir çocuk doğuracaktır.

Bir kaç yıl sonra Cahit tahliye olur. Sibel’i bulmayı kafaya koymuştur, kız onu hayat bağlamıştır ve vazgeçmeye niyeti yoktur bu yaşam bağından. İstanbul’la gelir, bir otele (Büyük Londra) yerleşir. Selma Abla aracılığı ile haber yollar Sibel’e. Selma önce diretse de sonrasında bunu saklamaya hakkı olmadığını düşünerek söyler Sibel’e. Sibel kızını Selma’ya emanet ederek gider Cahit’in oteline, bir kaç gün kalır, tutkuyla/aşkla sevişirler. Cahit Mersin’e yerleşmeye karar vermiştir. Yarın otogarda buluşalım der, kızını da al gel beraber gidelim. Sibel hayır demez.

Filmin sonu otogarda biter. Otobüs kalkmak üzeredir ve Cahit’in yanındaki koltuk hala boştur. Nefesimizi tutarak bekleriz. Bildiğimiz klişeler son anda Sibel’in yetişeceğini söyler bize, ama otobüs kalkar, gelen olmaz.
Cahit köklerine yolculuğunu tek başına yapacaktır.

Ben Sibel’in düzeni, Cahit’in de köklerine dönmeyi seçmesini sevmedim. Filmin tüm o anarşist ana temasına ve toplum/kültür eleştiren söylemi noksan kalmış
Bir de Sibel’in dağınık evi toplayıp , sofralar hazırlayıp geleneksel kadın rolünü yerine getirmesini de sevmedim.

Gene de, yönetmenin onları birleştirip “mutlu son” ve “mutlu sonrası” yaşatmaması takdire değer.

Filmde diğer kadın rolleri de sorgulanır, Sermayeye hizmet ederek ekonomik özgürlük kazanan ama bunu iç özgürlükle tamamlayamayan Selma kimliği ile mesela. TV’de birara Seda Sayan’ı kadın programında görürüz. Bu mudur istenen model?
Sibel Özkan’ı halterde madalya aldığı anı gösteren sahnede ise içiniz rahatlar.

Filmde “melodram” şemasına sadık kalınarak duyguların altı çizilmiştir. Fassbinder’in Douglas Sirk’ten, Akın’ın Fassbinder’den ilham aldığı tarzdır bu.

Melodramın gerçekçi olmadığını düşünmüyorum. Herkes çevresindeki olayları dramatize etmek ister. Bunun yanı sıra, herkes çevresinde bir dolu minik kaygının çevresinden dolaşmak ister kendisini sorgulamaktansa. Melodram kişileri o kaygılarla yüzleştirir.-Rainer Werner Fassbinder

Film Fassbinder’in “Maria Braun’un Evliliği” isimli filminden kuvvetli izler taşır. Birisi II. Dünya Savaşı sorası Almanya’yı, ikincisi duvarın yıkıldıktan sonrası Almanya’yı anlatır. Maria Braun’un Evliliği filminde Maria, filmimizde Sibel ataerkil değerlerle savaşmaktadırlar. İlk filmde Maria’nın kocası kendi kıskançlığından Maria’nın yanlışlıkla işlediği bir cinayeti üstlenerek hapise girer, Fatih Akın’ın filminde Cahit kıskançlık nedeni ile istemeden adam öldürerek düşer hapise. İkisinin de nihayetinde kavuşma yoktur.
Elbette Fassbinder’in filmi daha serttir. Bir patlama ile başlar, bir patlama ile biter. Fatih Akın’ın da patlama ile başlayıp, patlama ile biten bir filmi var: Altın Küre ödüllü “Paramparça”

Truvalı Güzel Helen’i de canlandırmış olan Diane Kruger’in başrolde olduğu çok iyi bir film. O bir intikam filmi ve patlamaların bağlamı başka. Gene de Fatih Akın’ın bu filmde de Fassbinder’den ilham aldığını düşünüyorum.

Film, Haliç’e bir fasıl grubunun icrası ile başlıyor ve filmin başı ve sonu dahil beş kez görüyoruz bu fasıl grubunu. Grup, Selim Sesler’in, şarkıları söyleyen İdil Üner.

Fatih Akın bu fasıl grubunun aralara girmesinin hem filme beş perdelik klasik Yunan tragedyası şeması , hem de Brechtyen yabancılaştırma-alineation efekti kazandırdığını söylüyor.

Arka planda Süleymaniye. Bir yerde okumuştum, İstanbul’daki Osmanlı dönemi tüm camiler Ayasofya’ya nazire diyordu.

Ayasofya ise Hristiyan Bizans ve Müslüman Osmanlı kültürlerinin melezi. Oysa orada bir melezleşme değil, bir kaynaşamama hali görüyorum ben. Minareler yapı ile bütünleşmiyor tıpkı Müslümanların ve Hristiyanların bir arada ibadet edemediği gibi. Bu melezleşememe ve çok kültürlü olamama durumu yaşattı bize mübadeleyi, 6-7 Eylül olaylarını. Film Cahit ve Sibel’in hikayesini anlatırken, özelinde Almanya’nın, daha genelde tüm dünyanın çok kültürlülük, melez kültürlülük meselelerine parmak basıyor. Daha geniş bağlamda bireysel özgürlük mücadelesi ve varoluş sancısına.

Birol Ünel ve Sibel Kekilli’nin yanı sıra başta Güven Kıraç ve Meltem Cumbul olmak üzere tüm oyuncuların performanslarına da şapka çıkarılır.


Meraklısı İçin Notlar:

Selim Sesler’i 2004 yılında yitirdik.
Filmden Selim Sesler ve İdil Ünler’den Saniyem performansı:
https://www.youtube.com/watch?v=00kUySGi3hA

Maria Braun’un Evliliği/Duvara Karşı kıyaslaması için: A Critical History of German Film (Studies in German Literature Linguistics and Culture), Stephen Brockmann

Fassbinder melodram konusundaki alıntı için:
https://www2.bfi.org.uk/news-opinion/sight-sound-magazine/interviews/rainer-werner-fassbinder-1974-primary-need-satisfy-audience

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.